top of page

Ay Terapisi: Ay Bir Ayna mıdır, Anne midir? (Eşzamanlılık ve Hekate)

Gökyüzüyle kurulan bağ, çoğu zaman Carl Gustav Jung’un bahsettiği o anlamlı tesadüflerle, yani eşzamanlılıkla ilgilidir. Ay’ı direkt görmesek bile bazen enteresan yerlerden yansımasını yakalarız; bir araba camında, bir bina camında ya da bir otobüs camında… Hep bir denk geliş olur.


Aslında Ay biraz projeksiyon gibidir ve insanlarda hangi duyguyu uyandırdığı çok önemlidir. Ay çok güzel, çok büyüleyici ama aynı zamanda ölü bir yer gibidir. Bir mezarlık gibi… Ama içinde gizemin, sırrın, hazinenin ve bilginin saklı olduğu çok güzel bir mezarlık.


Ay, sadece gökyüzünde duran bir taş değil; bir mağara, bir rahim, bir hazine odası ve bir yeraltı kapısıdır. Güneş bilinçtir, Ay ise bilincin ışığını yansıtır. Gece Ay’a bakıldığında, aslında bilincin insana neyi yansıttığı görülür. Bu yüzden Ay, doğrudan bir aynadır.


Mitolojik, psikolojik ve astrolojik olarak bakıldığında Ay anneyi de sembolize eder.


İnsan kaç yaşında olursa olsun sığınma ihtiyacı bitmez. Bu sığınma ihtiyacı belki rahme dönme ihtiyacıyla ilgilidir; rahme geri dönemeyiz ama bazen oturup Ay’ı izleyerek bir nevi rahme döneriz. Ay annedir, bütün anne arketiplerini taşır. Mitolojik olarak bakıldığında akla Artemis gelir, Hekate gelir, Selene gelir, Diana gelir...


O an nasıl bir anneye ihtiyaç duyuluyorsa, Ay’a bakıldığında o anne görünür.


Bu arketipler arasında Hekate’nin yeri ise çok özeldir. Çünkü Hekate eşiklerin ve kavşakların bekçisi, koruyucusudur ve bütün yollar ona çıkar, bütün anahtarlar ondadır. O, Ay’ın karanlık yüzüdür, son dördün ve balzamik fazın kendisidir. Küçülmekten, yaşlanmaktan, bitmekten, kandan kesilmekten korkmaz; sonbaharıyla barışıktır. Balzamik faz aynı zamanda Hint Mitolojisinin karanlık Tanrıçası Kali'yi de hatırlatır.


Yeni Ay’da Artemis’in ormanda okuyla koşuşturması, dolunayda ise Efesli Artemis'in bereketi görülür.

Doğduğumuz Ay fazının kıymeti de tam bu noktada devreye girer. Ay büyürken değil küçülürken doğan insanlar, Ay’ın küçülmesinden, kapanmasından ve karanlığa gitmesinden korkmazlar. Belki de bu yüzden Artemis’ten çok Hekate’ye yakın dururlar.



Ayı büyüyen fazda doğan insanlar en çok dolunayın ihtişamını özlerken; küçülürken doğanlar ise karanlığa gömülmeyi özler. Ama bu, sahip olunmayan bir şeyi özlemek değildir; bu bir varlık ve yokluk felsefesidir. Büyüyen fazda hedef var olmaktır, küçülen fazda hedef yok olmaktır. Burada var olmak da yok olmak da iyi ya da kötü değildir; sadece iki kutuptur. Artı ve eksi, eril ve dişil, görünmek ve görünmemek gibi…


Birileri görünecek ki birileri görünmesin; birileri yok olacak ki birileri var olsun. Her şeyin ve herkesin bir sırası vardır.


Bazen hayat ağırlaşır. İşler, sorumluluklar, dertler, borçlar derken insan kafasını kaldırmayı unutur. Yere bakmaktan gökyüzüne bakamaz ve bir noktada Ay’a olan sadakatini kaybeder.

Aslında kaybedilen Ay’a değil, kişinin kendine olan sadakatidir.


Ay, hiç düşünmediğiniz şeyleri getirip önünüze koyar ve getirdiği şey başkasıyla ilgili değil, tamamen sizinle, anneye duyduğunuz ihtiyaçla ya da kendi çocukluğunuza yaptığınız annelikle ilgilidir. Ay’a bakıp sakinleşmeyi beklemek değil, onun yansıttığıyla yüzleşmektir Ay Terapisi.


Küçülen Ay toprağın altında büyümektir, köklenmektir, Hades’in diyarına uzanmaktır, Akrep’tir. Büyüyen Ay ise toprağın üstüne uzanmaktır, filiz vermektir, Boğa’dır, madde dünyadır. Kök salmak çok kıymetlidir ama ağaç sadece kök olmak için yaratılmamıştır; bir gün filiz de vermesi gerekir. Yeraltında, karanlıkta yeterince emek verip kök salındıysa, artık yeryüzünde büyüme zamanı gelmiş demektir.


🎙️ Bu Bölümü Dinlediniz mi?

Gökyüzündeki o aynanın bize fısıldadıklarını, sığınma ihtiyacımızı, içimizdeki anne arketiplerini ve yeraltından yeryüzüne çıkış yolculuğunu daha derinlemesine konuştuğumuz podcast bölümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz. Keyifli dinlemeler.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page